Yılmaz Eres
Yılmaz Eres
27 Eylül 2015 Pazar 14:24
103 Okunma
Dizel ölecek mi?
 ABD’deki emisyon testlerinde manipülasyon yaptığı tespit edilen Volkswagen’in yarattığı skandal dizel yakıtın kaderini de etkileyecek. İnsan sağlığına zararlı olduğu konusunda uzun süredir tartışılan ‘dizel’in son skandalla birlikte yavaş yavaş sonunun geldiğine inananların sayısı hızla artıyor.
ALMAN otomotiv devi Volkswagen Grubu’nun CEO’su Martin Winterkorn’un istifası ile dünyanın en önemli gündem maddesi haline gelen ‘emisyon skandalı’, sadece otomotiv firmalarını değil, otomobil yakıtı olarak dizelin kaderini de etkileyebilecek güçte bir hadise. Yaşanan skandal otomotiv tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor. Özellikle hibrit (melez) ve elektrikli otomobil teknolojileri ki son dönemde Apple ve Google’nin de bu konuda çalışma yaptığını biliyoruz, işin asıl kazananları bu alana yatırım yapanlar olabilir. Bu görüş benim kişisel görüşüm değil, şu an skandal üzerine yazılan tüm analizlerde bu cümleyi görmek mümkün. Niye mi çünkü dizel yakıt ve araçlar zaten kamuoyu ve çevreciler tarafından hep tartışıldı ve hep bir kırmızı bir hattaydı. Volkswagen skandalı da bu noktada dizelin işini gerçekten çok zorlaştırıp çok daha şiddetli tepki çekmesini sağladı ve daha da sağlayacak gibi... Otomotiv sektörü yetkilileri dizelin ölmesinin ekonomiler için büyük bir felaket olacağını belirtirken, uzmanlar ise yavaş yavaş bu ölümün gerçekleşeceğine inanıyor.


SEBEP ENERJİ POLİTİKALARI 

Peki dizel yakıt ve dizel araçlar neden hep tartışıldı ve neden böyle bir skandal patladı. Çok şey yazıldığı çizildi ama dizelin hayatımıza bu kadar kısa sürede bu kadar hızlı nasıl girdiğini pek kimse hatırlamaz. Şöyle bir dizel otomobillerin geçmişine baktığımızda bugün Türkiye dahil Avrupa’da satışlarda çoğunluğu oluşturması, tamamen enerji politikalarının bir sonucu. Çünkü 1997 yılında imzalanan ve 2005’te yürürlüğe giren Kyoto Protokolü kapsamında 15 Avrupa Birliği (AB) ülkesi karbondiyoksit (CO2) salınımlarını 2005’e kadar 1990 seviyelerinden yüzde 8 düşüreceklerini, yani fosil yakıt tüketimini kısacaklarını taahhüt ettiler. Otomobil sektöründe bu taahhütün sonucu benzinden daha fazla enerji içeren ve dolayısıyla yakıt sarfiyatını düşürerek CO2 salınımını azaltan dizele kayma olarak kendini gösterdi. Benzin ve dizelin vergisiz fiyatları hemen hemen aynıyken, Avrupa Birliği benzine uygulanan vergi oranını yüksek tutarak pompada benzini pahalı, dizeli ucuz yakıt yaptı. 

AVRUPA DIŞINDA DÜŞÜK

Sonuçta Avrupa’da 1990’ların başında trafiğe çıkan arabalar içinde dizel oranı yüzde 15 iken, 2000’lerin ortalarından itibaren yüzde 50’yi, 2010’larla birlikte yüzde 60’ları geçti. Fransa gibi bazı ülkelerde yüzde 80’e yaklaştı. Dahası, başta Volkswagen olmak üzere Avrupalı otomobil üreticileri, dizel teknolojilerine büyük yatırımlar yaptılar. Bu yatırımlar yüzünden zaten dizelin ölmesinin büyük bir felaket olacağına inanılıyor. Bugün Avrupa’nın dizel odaklı çevre politikası dünyada benzeri olmayan bir politika. Yılda 16 milyon otomobil ve hafif ticari araç satılan dünyanın en büyük ikinci otomobil pazarı olan ABD’de trafiğe çıkan her 100 arabadan sadece 3’ü dizel. Bu orana da son 5 yılda özellikle Volkswagen ve diğer Alman markalarla ulaşıldığını da unutmayın. Dünyanın en büyük otomobil pazarı olmaya aday Çin’de ise dizel yok sayacak kadar az seviyede.

Dizel için ‘temiz’ lobisi

DİZELİ destekleyen politikaların bir süredir tartışıldığını kaydeden Enerji Piyasası Uzmanı Cüneyt Kazokoğlu şunları söylüyor: “Öncelikle yıllar içinde gelişen motor teknolojileri sayesinde dizel motorların benzine olan yakıt sarfiyatı avantajları eridi. Bu sayede dizelin CO2 salınımını azaltma avantajı kaybolurken, salgıladığı partiküller ve azot oksitlerin (NOx) insan sağlığını ciddi ölçüde tehdit ettiği daha fazla anlaşıldı. Dünya Sağlık Örgütü bünyesinde faaliyet gösteren Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı, 1998’de ilk defa dizel emisyonlarının kanserojen etkisini, “muhtemelen kanserojen” sınıflandırması ile vurguladı. Haziran 2012’de ise Dünya Sağlık Örgütü, yayınladığı bir bildiri ile dizel emisyonlarını “1. grup kanserojen” olarak niteledi. Otomobil üreticileri, bir taraftan AB nezdinde lobi yaparken, bir taraftan da dizel motorlara uygulanan partikül filtreleri ya da yakıt katkıları ile dizelin “temiz” imajını korumaya çalıştılar.

EURO 6’YA GEÇİLİYOR

Fakat ABD’de yapılan testlerde, otomobil kullanıcılarının aşina olduğu bir durumun, üreticinin duyurduğu yakıt sarfiyatı ile gerçek hayattaki yakıt sarfiyatı arasındaki farkın, NOx (azot oksit) emisyonları için de geçerli olduğunun farkına varıldı. Dahası, laboratuvarda ölçülen ve gerçek yakıt sarfiyatı arasındaki fark en fazla yüzde 30 seviyesindeyken, test edilen Volkswagen’larda laboratuvarda ölçülen ve gerçek NOx salınımları arasındaki farkın 35 kata kadar çıkabildiği tespit edildi. Bugün bildiğimiz, Volkswagen’in dünya çapında 11 milyon EA189 kodlu 4 silindirli dizel motorun yazılımına, arabanın emisyon testinden geçtiğini anlayan bir uygulama eklediği ve bu sayede testlerde NOx salınımlarını düşük gösterdiği anlaşıldı. Bu skandalın ABD’de ortaya çıkmasının önemli nedenlerinden biri ise ABD’de NOx salınım sınırının Avrupa’dan çok daha sıkı olması. Avrupa, bu aydan itbaren geçerli Euro 6 emisyon standardı ile otomobillerden NOx salınımlarını 80mg/km olarak sınırlarken, halihazırda ABD’de geçerli olan standart 70mg/mil, yani 43mg/km, Avrupa’nın neredeyse yarısı.
Son Güncelleme: 27.09.2015 14:25
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.